Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

ALIŞILMIŞLIK -Bölüm 4

BÖLÜM 4:  Hayatının en güzel gecelerden birini yaşıyordu. Onun için belki de başka şeylere değişilmeyecek anlardan biriydi çünkü uzunca zamandır hissetmediği, hissedemediği birtakım duyguların yeniden hedefi olmak damarlarında akan kanın dolaşımını hızlandırmaya yetmişti. Yeniden ‘’sevilmek’’ bu olmalıydı, yeniden sevilmenin ne demek olduğunu eşi, ona bir gecede hatırlatmıştı.  Bütün bu güzelliklerin perde arkasında, düşünceler dünyasında durumlar, yaşadığı gerçek dünyadan bağımsızdı. Yani damarlarındaki kan dolaşımının hızlanması mutlu olmasını gösteren basit bir örnekti ama düşünceleri bu mutluluktan pay almıyordu. Aksine, sabahın ilk ışıklarında sokağa adımını atıp kaybolabilmenin heyecanını yaşamak istiyordu. Evet, gece boyu mutlu olabilirdi ama düşünceleri, zıtlıklarla yaşayan bir insana göre ters etki göstermeliydi. Yani mutluyken bir yandan da huzursuz hissetmeliydi. Bu, onun doğasında vardı. Son birkaç gündür aklında oluşan düşünceler huzursuzluk çıkarma...

ALIŞILMIŞLIK -Bölüm 3

BÖLÜM 3:  O günün gecesine özel ve kafasındaki düşüncelere inat eşinin çalıştığı iş yerinin önünde eşinin çıkış saatini beklemeye koyuldu. Gün boyunca kaybolma umuduyla dolaşıp durmuştu ama bunu yine başaramamıştı. Sıradandı bu beceriksizliği. Oysa eşini iş yerinin önünde beklemesi… Düşüncesi bile düşüncelerine saflık yüklüyordu.  Kendi içinde hep çelişkilerle karşı karşıya kalan bir ruha yahut kişiliğe sahip olması onu kusursuz çıkmazlara sürüklüyor, girdiği sokakların bütün duvarlarını üstüne kafes yapıyordu. Her ne kadar ki içinde olduğu çelişki karmaşıklaşsa duvarlardan sızan ışık demeçleri azalıyor ve kapana sıkıştığı taş örülü duvarların arasında iyice karanlığa gömülüyordu. Kaybolmak için çıkmıştı yani amacı eşini yalnız bırakmaya çalışmaktı ama sonrasında kendini, içinde bulduğu ‘’ onu seviyorum-onu sevmiyorum ‘’ çelişkisiyle karşı karşıya kalınca ondan uzaklaşmak yerine yaklaşmanın daha yararlı olabileceği düşüncesiyle evden çıkma amacını zihninde...

ALIŞILMIŞLIK -Bölüm 2

BÖLÜM 2:  Önceki geceden kalan düşünceleri hala kafasının içinde bir yerlerde dolanıp onu tekrar tekrar rahatsız ediyordu. Monoton bir hayatı vardı. Evden dışarı sadece ‘’kaybolmak’’ için çıkıyordu. Bunun sebebi akıl sorunlarının olması ya da benzer bir sebepten dolayı değildi. Hem akli dengesi hem de sağlığı oldukça yerinde ve iyiydi. ‘’Kaybolmak’’ kelimesi onun için farklı anlamlar barındırıyordu. Burada yani yaşadığı bu ortamda kaybolması imkansızdı; bu sokakları, caddeleri neredeyse beş yıldır tanıyordu. Eşiyle evlendiğinden beri, kendini bildi bileli, bu şehirdeydi. Bu iki katlı müstakil binada yaklaşık beş yılı aşkın bir süre geçirmişti ama ne gariptir ki evinden sadece ‘’kaybolma’’ düşüncesiyle çıkıyordu. Beş yıldır tanıdığı bir yerde nasıl kaybolabilirdi insan? Neden kaybolmak için adımını atardı sokağa?  Belki de, buna kendi de yüksek bir ihtimal veriyor, dün gece ki düşüncelerinin aklında hala var olmasının sebebi bu monotonluktu. Olmayacak diye bir ...

ALIŞILMIŞLIK

BÖLÜM 1:      Çalışma odasının kendine ayrılan köşesindeki masasına kurulmuş, ilham beklercesine radyodan gelen düşük sesli cızıltıya kulak veremeden edemiyordu. Düşünceliydi, bu her halinden ve davranışından belli oluyordu.  Belki de düşüncelerini kağıda dökmek istiyordu. Bu, elinin ara ara boş yapraklara yönelmesinden anlaşılıyordu anlaşılmasına ama kağıtlarda tek bir çizik bile yoktu. Belli ki o, normal düşüncelerini yazarak kağıt israfı yapmak istemiyordu. Oysa içindekilerini boş kağıtlara dökmese kalp atışları düzensizleşecek, kendini kaybedecekti.      Kağıtların hepsi hala bomboştu. Üzerini karalaması gereken kağıtlara bakıyordu sadece. Sonra birden aşağı kattan, kapının anahtar deliğine zorla sokulmaya çalışılan anahtarın, sırf sahibi içeri giremesin diye tutturduğu inadı yenen ev sahibinin siniriyle çarptığı kapının sesi, onun az da olsa var olan dikkatini tamamen yerle bir etmişti. Artık sadece kapıdan giren kişiye od...

YAŞAM ÖYKÜSÜ PANOSU: MURPHY KANUNLARI

Dünya belli bir düzen ve ahenk içinde yaratılmıştır. İnsanların inanış şekillerine göre bu düşüncenin kabul edilir ya da edilmez olduğu kadar hayata kazandırdığı değerin gerçekliğini ve insanın fikirlerindeki yargıların kesinliğini değiştiremez. Her hayat ister kendi içinde ister dışa bağımlı olarak, düzen içindedir. Öyle ki bu düzeni yazılı olmayan kurallar dahilinde “Yaşam Öyküsü Panosu”nun baş köşesine raptiyeleriz ki Murphy Kanunları adı altında hayatın, gizli bir düzeninin varlığını kanıtlar nitelikte bir çok özdeyişler bulunmakta.  Neler mi bu kanunlar ya da hayatımızın ne kadarında bizimle beraberler? Örnek vermek gerekirse bir işi tam yapabilmeniz için vakit vermezler ama düzeltmeniz için daima zaman bırakırlar ya da bir şeyi hiç kimsenin yanlış anlayamayacağı kadar açık anlatsanız bile birileri sizi mutlaka yanlış anlayacaktır. Durup kabaca düşününce bile daha bunun gibi bir çok yazılı olmayan ama varlığının kesinliği kabul görülen değerler vardır. Güzel bir anın ...

NEFSE KARŞI MÜDAFAA

     ​   Başarının önündeki en büyük engel nefsimizdir. Nefis ise insandaki kötüyü seçme iradesidir. Yani kötüyü seçtiğimiz veya iyi olanı seçmeyip beklediğimiz her an başarıdan bir adım daha uzaklaşırız. Peki nefsimiz bize hep kötü olanı seçmemizi söylerken biz nasıl iyi olanı seçme cesaretinde bulunuruz?   ​ Aslında bu sorunun cevabı her insanın kendi içinde saklıdır ama s ize yardımcı olabilmek için  kendimi nefsime karşı nasıl koruduğumu anlatmaya çalışacağım.     ​ İlk önce başaracağınıza inanmalısınız. İnanç, başarı kalesinin surları gibidir. Eğer bu surlarda en ufak bir gedik açılırsa savunmanız çöker ve kendinizi nefsinize teslim etmek zorunda kalırsınız. Savunmayı tamamladığınızda ise bununla yetinmeyip nefis kuşatmasını kaldırmanız için saldırı  da yapmanız gerekir. İşte saldırı toplarınız da iyiyi seçme iradeniz yani antinefsiniz olacaktır. Antinefis, adından da belli olacağı üzere  nefsin izin ‘’Yapmalısın!’’ dediği ş...

SEÇMEK VE SEÇİLMEK

    Yaşantımızın belli başlı noktalarında kendimizi diğer insanlardan önde   olduğumuzu görmüşüzdür ya da bunu bize söyleyenler olmuştur.  Kah  yaptığımız işte iyi olmamız, kah iş ahlakımız olsun, kah davranışlarımızın düzgünlüğü…  ​ Toplum içinde bulunduğumuz konuda bunlar ve bunlar gibi sayılabilecek birçok faaliyet ve davranışlarımızda başkalarıyla kıyaslanıp onlara nazaran daha iyi olduğumuz söylenebilir ya da kendimizi bir değerlendirmeye alırken böyle düşünebiliriz.  Peki  böyle görülmemizi ya da düşünmemizi sağlayacak konuma bizi neler götürmüş olabilir? Pratik davranışlar için kıvrak  zeka  mı ? El  çabukluğu  mu  yoksa kader mi? Belki. Belki de ayrıntıyı kaçırıyoruzdur: seçimlerimiz. Doğduğumuzdan bu yana bulunduğumuz her noktaya ulaştıran bir ayrıntı. Hayatınızdaki hangi nokta olursa olsun, onu kaldırıp altındaki uzantıları takip ederseniz her ayrıntının sizi seçimlerimize götürdüğünü kendi gözlerinizle g...

KALKMAK İÇİN DÜŞMEK

            Hayatımızın birçok evresinde ruhsal çöküşlerimiz olmuştur. Bu çöküşlerin ortaya çıkmasında genellikle iki ana neden vardır: Ya fiziksel sınırlamıza ulaşmışızdır ve daha ilerisine gitmeye çalışırken bunu yapamayacağımızı düşünmüşüzdür ya da yaşadığımız bir anın etkisinde kalıp bunalıma girmişizdir. Bu ikisi ruhsal çöküşün, mental olarak bedenimizden vazgeçmeye başlamamızın temel nedenleridir. İşte işler tam da bu noktaya vardığında zor seçimler yahut çıkmazlara sokabilecek kararlar kapımızı çalar. Geleceğimiz ise alacağımız bu kararlar ve yaptığımız seçimlerimizle şekillenir. Bu yüzden, her ne kadar zor da olsa, seçimlerimizi ve kararlarımızı bir sonuca odaklamaktan ziyade ötesini düşünerek onları sıcakkanlılıkla karşılamalı ve o an neye gereksinim duyduğumuzu göz önünde bulundurmalıyız.     Somutlaştırmak gerekirse eğer yaşadığınız sorun metal bir çöküşse (mesela geçmişte yaptığınız bir şeyden dolayı pişmanlık duymak g...

BAĞIMLILIK

  Hepimiz bağımlıyız. Çünkü hepimiz unutmak istiyoruz, hatırlamak istemediklerimizi. Bir yakınının ölümü mesela. Hayattayken kardeşim dediğin insanı, anne baba dediğin insanı... Oğlum deyip saçını okşadığın, kızım deyip bağrına bastığın insanı hani... Hepimiz ayrılıkların ne kadar acı verdiğini biliriz. Toz tanesi kadar dünya üzerinde her gün binlerce ayrılık gerçekleşiyor. Ölüm, görebileceğimiz en büyük ayrılık değil midir? Ama daha da acı yapan tarafı ise kaçınılmaz oluşudur.    Hepimiz bunları unutmak istiyoruz. Bütün sevdiklerimizin öleceği gerçeği, ayrılmam dediğin herkesle ayrılacağın gerçeğini.. Ve sonunda senin de gideceğin, cenazende 2 saat başında bekledikten sonra ayrılıp seni toprağın bağrına bırakacakları gerçeği. İnsanın içini yiyip bitiren şeyler bunlar ve biz bunları unutmak istiyoruz çünkü hatırlamak çok büyük bir eziyet, acı verir insana. Düşün ki unutmak ne büyük bir nimettir!   Bağımlıyız dedim, unutmak için kendimiz oluşturuyoruz b...