BÖLÜM 1:
Çalışma odasının kendine ayrılan köşesindeki masasına kurulmuş, ilham beklercesine radyodan gelen düşük sesli cızıltıya kulak veremeden edemiyordu. Düşünceliydi, bu her halinden ve davranışından belli oluyordu.
Belki de düşüncelerini kağıda dökmek istiyordu. Bu, elinin ara ara boş yapraklara yönelmesinden anlaşılıyordu anlaşılmasına ama kağıtlarda tek bir çizik bile yoktu. Belli ki o, normal düşüncelerini yazarak kağıt israfı yapmak istemiyordu. Oysa içindekilerini boş kağıtlara dökmese kalp atışları düzensizleşecek, kendini kaybedecekti.
Kağıtların hepsi hala bomboştu. Üzerini karalaması gereken kağıtlara bakıyordu sadece. Sonra birden aşağı kattan, kapının anahtar deliğine zorla sokulmaya çalışılan anahtarın, sırf sahibi içeri giremesin diye tutturduğu inadı yenen ev sahibinin siniriyle çarptığı kapının sesi, onun az da olsa var olan dikkatini tamamen yerle bir etmişti. Artık sadece kapıdan giren kişiye odaklanmıştı. ''Kim olabilir?'' diye düşünmeye yeltenmemişti bile çünkü uzunca zamandır bu evde sadece eşiyle yaşıyordu. Kendisi ve eşinden başka kimsede de evin anahtarı yoktu.
Bütün dikkatini eşine vermişti. Onu dinliyor ve hareketlerini, duyduğu seslerle zihninde canlandırmaya çalışıyordu. Şu an dış kapının bulunduğu koridorda, tam kapının karşısındaki aynanın önündeki estetik görünüme sahip kasenin içine anahtarını koymuş ve aynadan kendine bakıyor olmalıydı. Birkaç saniyenin ardından yukarı çıkan merdivenlere yönelmişti. İlk adımını attığı gibi ahşap merdivenlerin isyan gıcırtıları bütün bir ev boyunca duyulmaya başlamıştı. Bu gıcırtı, kulaklarını dikmesine sebep olmuştu yani gıcırtıların arasında eşinin merdivenlere ayaklarıyla yaptığı dokunuşları duymak istiyordu ama bunu bile beceremedi hatta bu anlamsız gıcırtılar arasında uyutmaya çalıştığı ruhunu, içeri, az önceki sakinliğini es geçip büyük bir hışımla bedenini, hemen arkasında duran, tekli koltuğa atan eşinin giymiş olduğu kıyafetlerinin kumaşından kaynaklı deri koltukta sürtünüp gıcık bir sesin hırçınlığı uyandırmıştı.
Bunlar artık ona alışılmış geliyordu. Deri tekli koltuk, yanındaki sehpa, sehpanın üstündeki çiçek desenli dantel, dantelin üstünde eşi için aldığı vazo içindeki sarı laleler, vazonun yanında yeşil renkli küçük ibrik, eşinin bu halleri, ortamın gerginliği, bu gerginlik üstüne eşinin vazodaki lalelere bakışı, kocasına aldırmadan gününü sarı lalelere anlatışı... Hayret! Bu kez lalere seslenmemişti. Sevgilim kelimesi çıktı dudaklarının arasından. “Sevgilim, ne kadar da yoruldum bir bilsen. Patronum bu ay ki maaşın yarısını verebileceğini söyledi. Şirket şu an enflasyondan dolayı krize girmek üzereymiş. Bir de sekreteriyim diye bütün evrak işleriydi, işçilere bu durumu açıklamasıydı... Hepsini bana yığdı, bir de gelmiş üzgünüm bu ay maaşının yarısını vermek zorunda kalacağım diyor. Ahh...”
Eşinin onunla konuşma isteği üzerine sevgilim demesinin vermiş olduğu şaşkınlıkla başını boş sayfalardan kaldırıp ona çevirdi. Onun dediğinin hiçbir cümlesini dinlememişti çünkü şaşkınlığı kulaklarını tıkamış, gözlerini kör etmiş, dudaklarını birbirine dikmişti. Alışagelmişin dışında bir durum şu an odanın içindeki normallik seviyesini düşürmüş; kendisini şaşkınlığa eşini de yeni bir siteme sürüklemişti.
“Hala aynısın. Sana uzun süreden sonra güzelce sesleneyim diyorum, tık yok. Dinlemedin değil mi?” Şu an yaşananlar onun için garip bir durumdu çünkü aylardır, yazılı olmayan ama var olan kurallar dahilinde, eşi her gece işten eve döndüğünde; oturduğu deri koltuğun yanındaki, üstünde çiçek desenli dantel bulunduran sehpanın bir parçası haline gelen vazonun içindeki lalelere konuşuyor olması gerekirdi. Bu, eve her akşam yorgun gelen eşinin rutiniydi ama her ne olduysa “Ahh güzel lalelerim...” diye başlayan cümleler bugün manidar bir “Sevgilim...” ile başlamıştı.
Eşi, onca yorgunluğun üzerine kocasına kızmadan edemedi. Karşısında sessizce oturup onu izleyen kocasına karşı sebepsizce öfkeliydi. Tek bir dönüt alamadığı için miydi bunca şey? Kendine çok şaşırmıştı. Bugün bir farklıydı onun için. Peki bu farklılığın anlam ifade etmesi gerekiyor muydu? Ya da bu garipliklerin bir anlamı zaten var mıydı? Alışılmışlıkları bırakıp gitmek için küçük birer bahane miydi bu gece yaşanılanlar, bugüne özel?!
M. Furkan GÜNEŞ

Yorumlar
Yorum Gönder