Sevdiklerimizin ölmesiyle hayat ne kadar da boş oluyor. Hırslar, kızgınlıklar ne kadar da boş kalıyor. İnsanın bir hayata sığdırdığı rütbeler bir mezar taşında kalıyor. Ve bir kere daha dostluğun önemini anlıyoruz. Maddi şeyler bu dünyada kalırken diğer şeyleri yanımızda götürüyoruz. Acaba öteki tarafta da dünyada olduğu gibi hüzünlü insanlar bırakıyor muyuz! Orada da ruhtan ayrılan şeyler buradaki gibi değersiz olacak mı?
Konuya dönecek olursak yaşam varlığımızı kucaklayış, aydınlık bir yol iken; ölüm karanlık ve yaşamsızlık sunuyor. insanlar ölümü hayatta yaşanan ızdıraplardan ibaret olarak görse de öldüğümüz zaman ruhumuza zincir vurulabileceğini göremiyor. Her insana bir kez ölümün bize yaşattıklarını gösterebilseydik yaşamın sunduğu aydınlığı görebilir miydik acaba? Bunun yanı sıra ölüm bu dünyada sonsuza dek var olmayacağımızı gösteriyor. Yakınlarımızın ölümüyle sadece ölümü bekleyen varlıklar olduğumuzu ve bizim de onlar gibi öleceğimizi anlıyoruz. Siyah-beyaz, zengin-fakir anlamını yitirip geriye sadece aklımız ve yaptıklarımız kalıyor. bazıları da kendini ölümden sonraki hayata adıyor. Öyle ki ölünceye dek meditasyon yapan rahipler var. Bu da ölümden sonraki hayata inanç ve merakın ne kadar fazla olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak eğer beni dinliyorsanız ölmeye hala çok uzaksınız ve bu da yaşamayı daha iyi bir hale getirebilmek, sadece öğretmenlerimize ve ailemize iyi görünmek için değil kendimiz için ve önümüzdeki nesiller için daha iyi bir yer yaratabileceğimiz anlamına geliyor. “kim bilir belki de hayat bir ölüm, ölüm bir hayat. Belki de biz şimdi ölüleriz.”(Eflatun)
Şimdi ben size soruyorum:
Yaşam mı?
Yoksa ölüm mü?
YUSUF SERHAT AYAZ

"insanlar ölümü hayatta yaşanan ızdıraplardan ibaret olarak görse de öldüğümüz zaman ruhumuza zincir vurulabileceğini göremiyor."
YanıtlaSil