BÖLÜM 8:
Aldığı simitleri bitirdi ve aklındaki sorulara cevap arayarak ayağa kalktı. Yürümek, düşünmesine yardımcı olabilirdi. Sokaktan sokağa yürüdü. Gökyüzü en koyu lacivertini üstüne giyinmiş, çehresini de yıldızlarla donatmıştı. Ona göre gökyüzü tıpkı bir insan gibiydi. Yaz geldiğinde kendinde barındırdıklarını gözler önüne serer, kış geldiğinde içine kapanırdı. Bahar olduğunda sevinir, etrafına renkler saçar; güz olduğunda depresifleşir, duygularını kontrol edemez ve bu yüzden ağlardı. Ya da gökyüzünün birer yansımasıydı insanlar. Vaktine göre değişkenlerdi.
Gölgesinden iz yoktu. Artık bir yere sığınmanın vakti gelmişti ama nereye? Etrafına baktı. Bir sürü bina vardı. Aklına, herhangi bir binanın bodrumuna ya da kömürlüğüne sığınma fikri geldi. Gözüne kestirdiği bir binanın kapısına sokuldu. Yabancı gözükmemek için derin bir nefes aldı, omuzlarını dikleştirdi; göğsünü kabarttı. Ana kapıyı açmak için kapıyı itti ama kilitliydi. Biri kendisi izliyordur düşüncesiyle oyununa devam edip sanki anahtarını bulmaya çalışır gibi önce ceplerini sonra da çantasını karıştırmaya başladı. Oynadığı oyun uzun sürünce bıraktı. Başka bir sokakta başka bir denemeliydi. Arkasını dönüp gidecekken fark etmediği bir adama çarptı:
-Pardon. Özür dilerim.
-Sıkıntı yok, estağfirullah. Hayırdır kapıda mı kaldınız?
Tekrar oyununa döndü:
-Evet, sanırım çalıştığım yerdeki çekmecemde kaldı.
-Daha önce görmedim yeni mi taşındınız?
Alnı ile avuç içleri terlemeye başladı. Bu muhabbet fazla sürmüştü:
-Evet, fazla olmadı. Siz de bu binada oturuyorsunuz sanırım.
-Tam sekiz senedir hem de. Hangi kattı acaba sizin daireniz?
-İkinci kat. Aynen, ikinci kat.
-Bir yanlışınız var herhalde beyefendi. Her katta tek daire var ve ikinci katta yalnızca ben ve ailem varız.
Terleyen elleriyle çantasının omuzlarından uzanan kollarını sımsıkı tuttu arkasını dönüp koşmaya başladı. Arkasına bakmadan yalnızca koştu. Tedirgin olmuştu. Adam kendisini bir hırsız sanabilirdi ama kendisi ne bir hırsız ne de başka biriydi. Kendisi sadece bir geceliğine başını koyabileceği güvenli yer arayan biriydi. Yanlış anlaşılmamak için bu kadar tedirgin olmuştu. Verdiği cevapların tutarsızlığı da kaçıp koşmasına sebep olan nedenlerdendi. Birkaç sokak ötesine kadar koşup arkasına baktı. Takip eden kimse yoktu. Soluk soluğa kalmıştı. En son ne zaman böyle hızlı koştuğunu hatırlamıyordu bile. Evsizliğinin üstüne ter kokmaya başlamıştı. Yorulmuştu da... “Her şey bu kadar iğrenç olmak zorunda mı?” dedi sessiz sessiz. Başka bir kapının önüne geldi. Bu sefer oyun oynamak yoktu. Kapı açık mı değil mi bakmadan itti. Açık olduğunu görünce yüzündeki hafif tebessümden “Sonunda!” çığlıklarının varlığı belli oluyordu. Dikkatli adımlarla ses çıkarmadan binanın bodrumuna indi. Her yer karanlıktı. Çantasından fenerini çıkardı ve bulunduğu ortamı aydınlattı. Her yer toz götürüyordu. Kendine bir köşe seçip oturdu. Üstündeki kıyafeti çıkardı. Hafif göbeği sarkmıştı. Kendi kendine sarkan göbeğine güldü. Kendiyle konuşmaya başladı:
-Eğer dışarıda kalacaksan kimsenin bulaşmaması için güçlü gözüksen iyi olur. Yoksa küçük bir yanlışta yine koşmak zorunda kalırsın.
Onca toza rağmen şınav pozisyonu aldı. Daha doğru düzgün koşmasını beceremezken şınav çekmeye çalıştı. Beklediğinden zor çıkınca dördüncü şınavdan sonra pes etti. Daha iyisini yapamadığı için kendine sinirlendi. Yine denedi. Daha beşinci şınavına gelmişti ki alnındaki terler tane tane yere dökülüyordu. Pes etti. Kaldıramadığı bedenini bütünüyle tozun içine bıraktı. Yüzü koyun uzanakalmıştı. Kendine güldü. Sinirliydi ama gülüşüne engel olamadı. Gülüşleri sıklaştı ve kahkahalara dönüşmeye başladı. Birilerinin rahatsız olup olmamasını umarsamadan kahkahalarına devam etti. Birkaç kahkaha ardından ölüm sessizliği odaya hakim oldu. Gözleri açık, fenerin aydınlattığı kadar odayı inceliyordu. Göz yaşları dökülmeye başladı. Ağlıyordu. Nedenini bilmeden ağlıyordu. Soluk soluğa kalınca yüzükoyun pozisyonunu değiştirip sırtını duvara yasladı. Fenerinin ışığını söndürdü. Dizlerini burkup kafeslerine kadar çekti. İki koluyla da bir kilit gibi bacaklarını sardı. Hiçbirşey görmek istemiyordu. Karanlıkta kaybolmak belki de en iyisiydi. Belki de karanlık onun kendisiydi. Bu yüzden gündüzler ona yabancı; geceler, eşinin konuştuğu lalelerin kendisiydi. Derin bir nefes aldı ve burnunu parmaklarıyla sıkıştırdı. Solık alış verişini kesti. Yaklaşık iki dakika boyunca nefessiz bırakmıştı kendini. Kendini nefessiz kalarak öldürmek istiyordu.
Ayaklarını uzattı, kollarını serbest bıraktı. Kendi kendini öldürme çabasının ve yönteminin çok çocukça olduğuna güldü. Fazla geçmeden fenerinin ışığını tekrar açtı, çantasından defterini ve kalemini çıkardı. Bir şeyler yazmaya niyetlendi:
Ev ne demekti? İçinde, kendinizi güvende hissettiğiniz dört duvar arasındaki yaşanılan hürriyet mi? Ya da sana ait olduğunu ve en az sana ait olduğu kadar senin de ona ait olduğunu bildiğin karşılıklı sevginin kaynağı mı? Ev demek bu muydu? Eğer ev demek bu ise kendinizi bir sorgulayın: ‘’Eve gitmek istemiyorum.’’ cümlesini hiç kullanmadınız mı? Kullanırken anlamca kastettiğiniz şey neydi? Bunu söylerken ki amacınızı hiç merak etmediniz mi? Yani ev birkaç kelimeyle anlatılabilir miydi size göre?
“Ev” kelimesinin bu kadar basit bir anlamı olmamalıydı. Olamazdı da. Çünkü evi olan bir insan kaybolmazdı, kaybolamazdı. Evinin adresini unutmaktan bahsetmiyorum, asla. Bahsettiğim şey ev kelimesinin sözlükte geçen bütün anlamlarının hayatında var olmasına karşın onu reddetmekten ve bu reddetmenin içinde kaybolmaktan söz ediyorum. Geri dönüş yolunu bilmenize karşılık olarak içinizde baş göstermeye başlayan farklılaşmadan bahsediyorum. Ne pişmanlık, ne özlem, ne de utanç… Bütün bu terimlerin evinize giden yolda hiçbir şey ifade etmemesinden…
Bendeniz Evsiz. Size kendimi, şimdilik, böyle tanıtmak istiyorum. Ev kelimesinin sözlükte barındırdığı her anlama sahibim. Hem dört duvara hem de bir eşe ve daha fazlasına. Evimi birikimiyle aldım. Eşimi ise beni sevmesine zorlamadım. Beni gerçek duygularla temellerinin atıldığına inandığım sevgisiyle sevdi. O beni kendisi sevdi, uzunca zaman bana sahip çıktı. En önemlisi ise beni ben yaptı. Onu size satırlar boyu anlatırdım lakin anlatmak istediğim o değil. Anlatmak istediğim, ev kelimesinin bildiğim kadarıyla barındırdığı bütün anlamları karşılayan bir hayatım var. Vardı... Ama size kendimi tanıttığım gibi bendeniz Evsiz. Evsiz olmak istedim çünkü ev kelimesinin birkaç kelimeyle anlatılamayacağını düşünüyorum. Bu alışılmış fikirden uzaklaşmak için, Farklılaşmanın içinde kaybolmak için Evsiz'im. "Ev" kelimesine basit anlamlar yüklemem ek için dört duvarımla birlikte sevgi kaynağımı arkamda bırakmayı tercih ettim. Evsizim ben çünkü yürüyeceğim onca yolun nereye gideceğini, beni nereye sürükleyeceğini bilmiyorum. Sadece durmadan adım atacağım ve en sonunda sabahı kovalayan gece yine gökyüzünü saracak. Her yer karanlığa bulanacak. Ve ben nerede kalacağımı asla bilemeyeceğim. Bendeniz Evsiz, bir değişime hazırsızlıksın yakalandım, çaldı kapımı habersiz.

Yorumlar
Yorum Gönder