Ana içeriğe atla

ALIŞILMIŞLIK -Bölüm 5



BÖLÜM 5:

 Mektubuna son noktayı koymuştu. Sayfaları açık olan albümün baş sayfalarından sadece eşi ile beraber olduğu bir fotoğrafa takılmıştı gözleri. Eşi çok güzel gülüyordu fotoğrafta. Dosyadan çıkarttı ve o boş kalan yere yazdığı mektubu bıraktı. Albümün kapağını kapattı, masanın çekmecesine koydu. 
  Derin bir nefes aldıktan sonra sandalyesinden hızlıca kalktı. Düşünceli ama bir o kadar da sert bakışlarıyla aklında her ne varsa yapmaya hazır olduğunu gösteriyordu. Alt kata inip merdivenlerin solunda kalan misafir odasına girdi. Misafir odası olmasına rağmen son 2 yıldır misafir yüzü görmeyen odanın kapısı açıldığında yüzüne çarpan nem ve keskin toz kokusu onu havasızlığa boğmaya yetmişti. Kolunu dirsek bölümünden burkup burnunu o sipere yerleştirdi ve içeri girdi. Toza karşı alerjisi vardı ve alerjisini tetikleyip hapşırarak üst katta uyuyan eşini rahatsız etmek istemiyordu. 
 Odaya girdi ve kapı girişinin hemen karşısında duran dolaba bir aralar izcilik merakıyla aldığı ve kullanmadığı izcilik çantasını ve malzemeleri almak için yöneldi. Dolabı açtı. İzci malzemeleri hemen çantanın yanında üstünde tozdan tabaka oluşturmuş şekilde duruyordu. Dizlerini bükerek çömeldi ve malzemeleri çantanın içine gelişi güzel koydu. Dolabın kapağını sessizce kapattığı gibi odadan çıkınca aynı sessizliği kapıyı kapatırken de uyguladı. Tekrardan merdivenlere yöneldi. Ahşap basamakları öfkelendirip gıcırdamamaları için nazikçe üstlerine basa basa üst kata çıktı. Çalışma odasında ki masasının yanına gitti, toz tutmuş çantayı sandalyesinin üzerine attı. Sonrasında ise tıpkı okula giden çocuklar gibi kalemini, mürekkebini, bomboş sayfaları olan defterini çantasının içine koydu. Sehpanın üzerindeki vazoyu alıp kendi masasının üstüne koydu. Hala hazırlığı bitmiş değildi. Elini pantolonunun arka cebine atıp cüzdanını çıkardı. İçini açıp ne kadarı olduğunu kontrol ettikten sonra az olduğu kanısına vardı. Ona yetmeceğini düşündü ve eşinin çantasını armaya başladı. Arayışı fazla sürmemişti çünkü eşinin çantası hemen tekli deri koltuğun yanında, yerde duruyordu. Çantanın içinden cüzdanı çıkarıp içindeki paraya baktı. Eşinin de fazla parası yoktu ama bu, onun parayı alması için engel değildi ve bu yüzden cüzdanın içindeki paranın yarısından çoğunu alıp cebine attıktan sonra cüzdanı çantanın içine, çantayı ise tekrar tekli koltuğun yanına, yere koydu. 

 Bu hazırlık onu yormuştu. Kendini tekli deri koltuğa bıraktı. Çalışma odasını, belki de son kez izliyor, inceliyordu. Kendisini eşine hatırlatacak bir şey bırakmak istemiyordu. Hatırlanmamalıydı. Sadece son bir mektup yeterdi. 
 Oturduğu yerden kalkıp caddeye bakan pencerenin önüne gitti ve gökyüzüne baktı. Lacivertten mor rengine sonrasında da pembeye geçişler başlamıştı. Birazdan gün doğacaktı.  Bir yolculuk için en güzel ve verimli vakit bu olsa gerek çünkü havanın temizliği, renk geçişlerinden oluşan cümbüş, sokaklardaki sessizlik hemen hemen insanın sahip olduğu bütün duyuların yeniden canlanmasına ve gün içi daha dinç olmasına olanak sağlıyordu. 
 Çantası hazırdı. Bir yolculuğun habercisiydi bu. Ama yolcuğunun nereye olduğunu bir tek Yaratıcı biliyordu. Derin bir iç çekti. Bu iç çekişinden fazla gelen havayı dudakları arasından geri bıraktı. Cam buğulandı. İşaret parmağıyla buğulanan cama gülen yüz çizdi. Çizdiği gülen yüz kendi suratında da tebessüme yol açmıştı ama birden avucunun içiyle, çizdiği gülen yüzü sildi. Çocuk gibiydi ama davranışlarının bir sebebi vardı, özellikle de buğulu cama çizmiş olduğu ve sildiği gülen yüzün... 
 Anısı aklına gelmişti ama zihninde canlandırabilecek gücü yoktu ve eğer canlandırmış olsa bunca hazırlık boşa çıkmış olacaktı çünkü her ne kadar eşiyle olan anılarını zihninde canlandırsa ona daha yakın olmayı isteği uyanıveriyordu içinde. Bu yüzden onu düşünmek ve anılarını tazeleyecek gücü zihnine vermemesi gerekirdi. Evin kapısından çıkarken ki ilk hedefi arkasına bakmamak olmalıydı yoksa attığı her adımını boşa atmış olacaktı. 
 Sandalyenin üstünde duran çantasını omuzlarına takıp aşağı kata olabildiğince sessiz şekilde ahşap merdivenlerden indi. Kahvaltı yapmamıştı ve karnı açtı. Mutfağa gitti ve buzdolabının kapağını açtı. Hazır bir sandviç en üst rafta duruyordu. Dolaptan çıkardı, dolabın kapağını kapattı. Sandviçini bitirip bu sefer dış kapıya yöneldi. Elini cebine attı. Evin ikinci anahtarı ondaydı. Evden çıkarken ne kendinde evden bir parça ne de eve kendinden bir parça bırakmayacak özeni göstermeliydi. Bu yüzden anahtarı dış kapının anahtar deliğine soktu. Kapıyı açtı ve adımını attı. Her gün dışarı çıkmadan önce “kaybolma” umudu besleyerek hazırlığını yapıyordu ama bugün kaybolma arzusunun bütün hazlarını her zerresinde hissederek adımını atmıştı. Buna hazır olduğuna emindi. Son günlerde, yaşadığı monoton hayatının düzensizleşmesi, duygularının yenilenmesi, düşüncelerinin değişmeye başlaması onu bu yolculuğa hazır kılmıştı. Onu yolculuğa, bu alışılmışlıklar sürüklemişti. 

 Artık arkasına bakacak bir nedeni kalmamıştı. Belki de hep arkasına bakarak yol alacaktı?.. Bu yeni bir başlangıç mıydı yoksa hayatının yinelenmesi için gereken son mu?

                                                                                       M. Furkan GÜNEŞ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

NEFSE KARŞI MÜDAFAA

     ​   Başarının önündeki en büyük engel nefsimizdir. Nefis ise insandaki kötüyü seçme iradesidir. Yani kötüyü seçtiğimiz veya iyi olanı seçmeyip beklediğimiz her an başarıdan bir adım daha uzaklaşırız. Peki nefsimiz bize hep kötü olanı seçmemizi söylerken biz nasıl iyi olanı seçme cesaretinde bulunuruz?   ​ Aslında bu sorunun cevabı her insanın kendi içinde saklıdır ama s ize yardımcı olabilmek için  kendimi nefsime karşı nasıl koruduğumu anlatmaya çalışacağım.     ​ İlk önce başaracağınıza inanmalısınız. İnanç, başarı kalesinin surları gibidir. Eğer bu surlarda en ufak bir gedik açılırsa savunmanız çöker ve kendinizi nefsinize teslim etmek zorunda kalırsınız. Savunmayı tamamladığınızda ise bununla yetinmeyip nefis kuşatmasını kaldırmanız için saldırı  da yapmanız gerekir. İşte saldırı toplarınız da iyiyi seçme iradeniz yani antinefsiniz olacaktır. Antinefis, adından da belli olacağı üzere  nefsin izin ‘’Yapmalısın!’’ dediği ş...

GÜNEŞTEN GÜNLERİM

GÜNEŞTEN GÜNLERİM Herkesinkinden farklıdır günlerim: Yatağımdan kalkıp aralarken perdemi,  Onun göz kırpışıyla doğar güneşim. Hatrı, kelamımdır; günaydın derim. Karşılık verir de bekletmez beni  Ve dudaklarından dökülen ilk kelimeler, Temmuz sıcağında, Bir odanın kapısının aralanması gibi Kulak penceremden kelimelerin cereyan edişi, Ruhumu serinleten sabah yelim. Böylesi huzur doludur ilk saatlerim. Öğlen olur da yine ayrılmaz manzaramdan güneşim. Daldan kolları arasından sarılıp gövdesine, Gölgesine kabul gördüğü için teşekkür ederim. Saçlarının hışırtısı eşliğinde, Acıktığımda ise tadından yenilmez muhabbeti. Nadiren ikindi vakitleri, yüzünden gökyüzünün, Siyah beyaz kirpiksi bulutlarından; Saklar, tane damlalar rengini. Akar ya yanaklarından maviliği,  Dinlendirmek için yerküremi... Islatır hem beni Hem de dudaklarının solundaki Toprak kokan tenine yakışan kahve beni. Yıkanır o mavilikte düşüncelerim. Sessizleşir zihnimin sokakları, akşam gibi. Bunca zerafet nereden ge...

AHLAKLA İLGİLİ KOMPOZISYON-2

AHLAK        Ahlak bir toplumun içinde yaşayan insanların uyması gerektiği düşünülen veya bir toplumdaki kişilerin benimsedikleri hal, tavır, hareket ve davranış biçimi, yazılı olmayan kurallar bütünü olarak tanımlanabilir.             Ahlak , neyin doğru neyin yanlış sayıldığı veya sayılması üstünde durur. Bu yüzdendir ki bir kişinin iyi veya kötü olarak nitelenmesine sebep olan manevi değerleri, huyları ve bunlarla birlikte ortaya koyduğu hareket ve davranışların bütünü de ahlak çerçevesinde değerlendirilebilinir.          Ahlak, bir toplumda yaşayan insanların hayatını düzene sokan manevi değerlerdir. Yeryüzünde her toplum belirli bir kültüre sahip olduğu için birlikte yaşamakta olan insanlar ahlaki değerlere sürekli ihtiyaç duyarlar. Ahlaki değerler bir toplumu ayakta tutar. Tek parça bir vücut kılar.             Aynı zamanda a...