Ne olmadığını söylemek, ne olduğunu söylemekle eş anlamlı mıdır? İnsanoğlu neden dolaylı konuşmayı seviyor? Hangi maslahata binaen kendi öz düşüncesini açıklamayı erteliyor?
Ne olmadığını söylemek bir ruh hali, bir ahlak meselesi, bir tavır, bir usuldür. Bir ruh hâlidir, çünkü savunduğunu aleni açıklamaktan çekinir, olduğu gibi görünme cesaretini gösteremez. Düşüncesinin, tavırlarının, usulünün açığa çıkmasından korkar. Kendini tarif etmek yerine başkasının veya başka düşüncelerin hatalarıyla, yanlışlarıyla kimlik bulmaya çalışır. Karakoç; tenkidi "başkasını yaşamak" olarak nitelendirir. Bu ruh halinde olanlar başkasının yanlışıyla yaşayanlardır.
Ne olmadığını söylemek; muhalefet etmek bile değildir. Bir insan faşist olmadığını söylerse, faşizme karşı olduğu anlaşılmaz, sadece faşist olmadığı ortaya çıkar. Pekala faşistlerle iş tutabilir. Muhalefet en azından bir şey hakkında net olmaktır. Yani ben bu düşünceye, bu şahsa karşıyım deme cesaretini göstermektir.
Ne olmadığını söylemek, kendinden, kendi düşüncesinden, tuttuğu işten, gittiği yoldan, savunduğu tezden emin olmamaktır. Yaygarayla, panikle, ayakta durmaya çalışmaktır. Kendi hayatı kendi düşünce tarzı, kendi tuttuğu yolu olmamak demektir. Savundukları net olsa bile, itikadını hangi yolla ve hangi tonla izah edeceği net değildir, en net gibi görünen yerlerde bile, netliklerinden bir muğlaklık her zaman vardır. Bu tür düşünceler, sinirli, sinsi, ayak oyunlarına fazla bulaşmış, entrikacı, ekipçilikten kurtulamazlar. Her yerde ve her zaman bir muhalif bulmaya çalışırlar. Kendi iç dünyasında bile ne olmadığı psikozuna girerler. İnandıklarının içinden şundan değilim bundan değilim diye itikadını tasnife tabi tutarlar.
Bu tür hareketlerde ilke esas alınmadığı için siyasi menfaat yönlendiricidir. Bugün ak kabul edilen şeyler yarın kara kabul edilebilinir ve bu büyük bir meziyet sayılır. Bu dayatmalar sonunda başlangıçtan sapılır ve hadiselerin akışına kapılıp gidilir.
Böyleleri enine doğru yayılabilir, genişleyebilir. Fakat hiçbir zaman derinlemesine ilerleme kaydedemezler. Halbuki tarih derinliğe doğru uzar. Yaygınlık aktüalite gibidir. Bugün çok rağbette olan yarın itibardan düşer. Ne olmadığını söylemekte içe doğru gelişme yoktur. Kendi yapıp ettiklerinin muhasebesi yapılmaz. Hep başkasının yanlışı veya başkasının doğrusu vardır. Bu davranışlar tufeyli davranışlardır. Bir tez ortaya atma, cesaretle tezlerden herhangi birisini savunma macera kabul edilir. Vasat olma iddiasıyla; ortada olanlardan azami derecede faydalanma yolu daima tercih edilir.
Fikri plandaki bu tereddüt, ortada olanlardan faydalanma, fazla ileriye gitmeme, her düşüncenin mutlaka arasını veya ortalamasını bulma gayreti, kişilerin şahsiyetine, bünye yapısına siner ve karşımıza, müşkülpesent, mıymıntı, ürkek ve başkasının veya başkalarının malında gözü olan insan tipi çıkar.
Bu ruh halinde olanlar her şeyden biraz pay kaparlar, her ilim dalından biraz nasiplenirler, her çiçekten bal almaya çalışırlar, ama hiçbir konuyu enine boyuna bilmezler, hiçbir dalda ihtisasa yönelmezler, kendileri dışında yapılan hiçbir işi, düşünceyi iyi saymazlar.
Kim bu insanlar diye birilerinin aklına takılabilinir. Herkes kendine ve çevresine baksın bir şeyler görür.
(Değişim Dergisi, sayı 10, Aralık 1993)

Yorumlar
Yorum Gönder